|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Paylaş
|
|
|
|
Eklentiler
|
|
|

|
|
ÖZGE ERSU - Profesyonel Turist Rehberi, Gezi Yazarı
ve Turizm Danışmanı
|
MIAMI HIYARI ELVIN
Yanılmıyorsam 1996
yılı idi. Bir grupla beraber Miami’ye akşamüstü indik ve ılık bir karanlık örtüsünü
‘The Strip’ üzerine yavaşça sererken Riu Hotel’e yerleştik.
Zaman farkı ve uzun yoldan dolayı yorgunduk. Yumuşak yataklarımıza kavuşup,
‘boğazlar sorunu’ ile fazla uğraşmadan hemen derin bir uykunun kollarına bıraktık
kendimizi. Rüyamda, Langabostan tarlalarında hıyar toplarken gördüm kendimi. “Hayırdır”
diyerek gün doğmadan uyandım.
|

Miami - ABD, 15 Aralık 2007 |
Teselliyi sabah kahvaltısında buldum ve sonrasında şehir turumun hareket saatine
kadar geniş lobide ender bulunan koltuklardan birine attım kendimi. Miami’de, özellikle
yaşlılar, evlerinde klima yoksa, sıcak ve nemli yaz aylarında bu nimetten yararlanabilmek
için büyük otellere kapağı atarlar, akşama kadar uyuklarlar. Hemen her otelin girişinde
rastlayabilirsiniz benzer görüntülere. Kanunen de dışarıya çıkartılamadıkları için,
oteller kurtuluşu lobide neredeyse hiç bir koltuk bırakmamakta bulmuşlar.
Çevremdeki diğer yaşlılar ile kafam öne düşüp düşüp duruyor. Bir süre sonra dalmışım.
Garip ve kesik rüyalar görüyorum, yarı uyur yarı uyanık.
Galiba bir maskeli balodayım. Herkes değişik kıyafetlerle gelmiş. Ufak tefek bir
zenci, ya da artık Amerikalı’ların söylediği gibi bir ‘Afro-Amerikan’, üzerine yemyeşil
bir salatalık kostümü giymiş, ortalarda dolaşıyor ve sağa sola laf atıyor :
“Hey koçum, naber? Ben bir hıyarım.”
Kendi kendime “rüyamda da olsa bir zenci Türkçe konuşamaz, herhalde seslendirme
yapılmış” diye düşünüyorum…
Sonra uyandım. Tekrar lobide rahat koltuğumdayım. Ama adamın sesi hala kulağımda
:
“Ben bir hıyarım, sen de bir hıyarsın!”
“Allah Allah” diyorum. Hey makinist! Görüntü gitti, ses hala devam
ediyor… Şöyle bir arkamı döndüm ki rüya sandığım manzara tam önümde. Gerçekten
kısa boylu bir otel çalışanı, bagajlara yardımcı olan sevimli bir otel görevlisi
yemyeşil üniforması ile, yavaş yavaş aşağı inen grubumun arasına girmiş, onlara
Türkçe takılıyor :
“Ben bir hıyarım koçum!”
Herkes gülüyor. Olay yeri tutanağına ben de katılıyorum. Bizimkilere sorduğumda,
bir gün önce oteli terk eden başka bir Türk grubunun iyi bir şeymiş gibi kendisine
bu sözleri bellettiklerini anlıyorum.
Genç çocuk o kadar sevimli ki gülerek ağzını açtığında, bembeyaz otuz iki dişi
de adeta neşe saçıyor ortalığa. Gözleri ışıl ışıl yanıyor. Adını soruyorum.
“Elvin” diyor. Elvin Belize’li. Orta Amerika’dan. Bu yardımsever genç adam hem
işini çok iyi yapıyor, hem de mutlu ve basit bir hayat sürüyor. Elvin’i kenara çekiyorum.
“Çok sempatiksin, ama gel sana daha güzel sözler öğretelim. Bunlarla şaşırt oteline
gelen Türk gruplarını.”
Daha sonraki günlerde, “Nasılsınız, yardım ister misiniz, iyi yolculuklar, Şemsi
Paşa Pajas… Şemşi Pasa Paş… Şemsi Paşa Pasajı’nda sesi büzüşesiceler” gibi 3-5 cümleyi
yazdığım kağıdı sıkıştırıyorum eline. Dünya üzerinde “okunduğu gibi yazılan neredeyse
tek dilin Türkçe olduğu” konusunda uzun ve teknik bir dilbilgisi konferansını da
ihmal etmiyorum.
Otelden ayrılırken vedalaşıyoruz. Valiz taşımak kadar sade de olsa işini iyi,
çok iyi yapanların nasıl unutulmadıklarını bir kez daha görüyorum. Martin Luther
King demişti değil mi?
“Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michaelangelo'nun resim, Beethoven'in
beste yaptığı veya Shakespeare'in şiir yazdığı gibi süpürün… O kadar güzel süpürün
ki, yerdeki ve gökteki herkes durup 'Burada işini çok iyi yapan büyük bir çöpçü
yaşıyormuş' desin.“
Elvin’in yüzü çocukluğumuzun Mabel sakızları resmi gibi kazınıyor beynime.
Aradan tam 11 sene geçmiş. Karayip adalarına gemi ile yapacağımız bir gezi öncesi
yine Miami’de soluklanıyoruz. Bu sefer şehir merkezinde Radisson Downtown’dayız.
Oda anahtarlarını aldıktan sonra alt katta valizlerin olduğu bölüme iniyorum. Otobüsün
başında küçük bir karışıklık, yine kahkahalar havaya karışıyor. Yaklaştığımda kulağıma
hiç te yabancı olmayan cümleler geliyor:
“Koçum, ben de bir hıyarım, sen de bir hıyarsın!”
Evet. Hıyar bile üç ayda yetişir, Bizim genç Elvin’in söylemi o kadar yıl hiç değişmemiş.
Miami’nin bütün meyhanelerini dolaşır gibi değişik otellerde
çalışmış, şimdilik Marriott’ta konuşlanmış. Artık orta yaşlı. Ama ne dişleri sararmış,
ne de gözlerindeki ışıltı solmuş. Saçları zaten hiç yoktu. O koskoca gülümsemesi
adeta içinize huzur yayıyor.
Elbette 11 sene öncesini hatırlamadı ama o tarihlerde gelen Türk grupları ile yaptığı
sohbetler aklında. Hala Türk gruplarına takılmaya devam ediyor. Bana
ve yerdeki gökteki herkese 'Burada işini çok iyi yapan büyük bir valiz taşıyıcı
yaşıyormuş' dedirtiyor.
Kimbilir bir daha görür müyüm? Siz de Miami’de bir hıyar ile karşılaşırsanız, unutmayın,
Elvin’dir. Gülümseyin.
Çünkü o gülünce, adeta tüm dünya gülümsüyor…
|
|
|
|