|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Paylaş
|
|
|
|
Eklentiler
|
|
|

|
|
ÖZGE ERSU - Profesyonel Turist Rehberi, Gezi Yazarı
ve Turizm Danışmanı
|
MATADOR VE BOĞALARIN SESSİZLİĞİ
Değerli Dostlar,
Ülkemizdeki geleneklerin zamana, değişen alışkanlıklara karşı koyamayarak kaybolmaya başlaması bizi hep üzer ve nelerin yapılabileceğini düşünürüz. Durum sadece bizde böyle değil. Diğer ülkeler de, yok olmaya başlayan milli değerlerini nasıl kurtaracaklarını tartışıyorlar.
Geçenlerde Herald Tribune’de okuduğum bir yazıdan hareketle, çoğunuzun ilginç bulacağı bir konuyu dikkatlerinize sunmak istiyorum. İspanya’daki boğa güreşleri. Artık gösteri bulmak zorlaşıyor. Avrupa Topluluğu normları, hayvan hakları dernekleri, İspanya’yı sıkıştırıyor. Her geçen gün biraz daha unutulmuşluğa mahkum olan bu yüzyıllar öncesine dayanan törensel gösterinin arkasındaki gerçekleri dikkatlerinize sunmak istedim.
Tüm dünyada olduğu gibi, İspanya’da da değişen değer yargıları ve modern yaşam, gelenekleri hızla değiştiriyor. Bu değişimden, kökeni yüzyıllarca öncesine dayanan boğa güreşleri ve ülkedeki yüzlerce arenanın en prestijli ve en ünlü olanı Madrid Las Ventas ta payını almış durumda.
Eski matador, efsanevi boğa güreşçisi Juan Belmonte’nin torunu ve Las Ventas’ın müdürü Juan Carlos Beca Belmonte, - “Eskiden bir poster asmamız yeterliydi… İnsanlar koşarcasına gelirdi,” diyor. “Şimdi biz seyirci peşinde koşuyoruz.”
Şimdi, pelerin sallamak yerine, bilgisayarının faresini tıklayarak, güreşlerin televizyonlarda yayınlanabilmesi için sponsor bulmaya ve meraklıları yeniledikleri Internet sitesine yönlendirmeye çalışıyor. Aslında, günler geçtikçe, sponsor bulmak zorlaşmakta : Uluslarası kuruluşlar, müşterilerini bu tür vahşi bir gösteriyi destekliyor olmaya pek ikna edemiyorlar.
Boğa güreşini zevkle izleyen kitle,artık iyice yaşlı. Las Ventas’ın izleyici yaş ortalaması 50 civarında ve neredeyse tamamı erkek. Ülkedeki tüm organizatörler, artık büyükbabaların, eskiden olduğu gibi, torunlarını güzelce giydirip ellerinden tutarak boğa güreşlerine getirmediğinden yakınıyor. Artık, herkesin kendini göstermeye ve birbirini görmeye geldiği çok nadir birkaç festival dışında, koltukların sadece % 25-30’u dolabiliyor.
Boğa güreşi dediğimizde, Ernest Hemingway’i anmadan geçemeyiz. Gösterileri her zaman, türlü yiyecek ve içecek ikramlarının da olduğu gölgeli ve serin V.I.P. locasından izlemekteymiş. Yazarın edebi hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri 1932 yılında “Death in the Afternoon” (Öğleden Sonra Ölüm) adlı romanının yayımlanması. Hemingway, bir boğa güreşi fanatiği. Zaten bu romandan önce, “The Undefeated” (Yenilmez) ve “The Sun Also Rises” (Güneş Yine Doğar) adlı hikayelerinde, “Corrida de Toros” hakkında, ne kadar derin bir bilgiye sahip olduğunu sergiliyor.
Bu kitabı, önce altlarına küçük notlar iliştireceği resimli bir belgesel olarak hazırlamayı düşünmüş. Ama aylar geçtikçe, neredeyse 1.500 boğanın katli ve onlarca matadorun ölümüne tanıklık ettikçe, kitap adeta, yazarın kendi deyişi ile, boğa güreşi üzerine yazılmış en kapsamlı İngilizce referans haline gelmiş. 278 sayfalık kitapta, 80 adet resim, 3 adet indeks ve boğa güreşi terimleri sözlüğü yer alıyor.
1920’li yılların iyi ve kötü neredeyse tüm matadorlarının derin bir analizi, birçok ünlü boğanın bilgileri, matadorlar ve onları çılgıncasına destekleyen kalabalığı sosyal ve psikolojik yönden ele aldığı araştırmalar sonucunda, çok sevdiği boğa güreşlerini, bir spor gibi görmeyi bırakıp, nihayetinde “trajedi” olarak nitelendiriyor.
Eskiden adeta görsel bir şölen olarak nitelendirilen, İspanyolca gazetelerin kültür eklerinde uzun uzun irdelelen güreşlere hala gelmeye devam eden fanatik bir kitle var. Oysa, İspanya sınırları içindeki özerk bölge Katalunya, artık bu gösterileri yasaklamayı ciddi olarak düşünüyor. Şehir turlarında, Montjuic’e çıkmadan önce geçtiğimiz Plaza de Espana’da bulunan Arena, artık alt kısımları kesilerek askıya alınmış durumda, çok yakında, üst dokusu bozulmadan, modern bir alışveriş merkezi haline getirilecek. Tahta sıralara oturup, güneş altında bu kanlı gösteriyi izlemek, Katalan’ların hafta sonu planları arasında artık yer almıyor.
Boğa Festivali Yaşatma Derneği Başkanı Luis Corrales, - “Eskiden gidebileceğimiz ya bir futbol maçı, ya da boğa güreşi vardı,” diyor. “Ya da sinema… Oysa şimdi kendimizi, çocuklarımızı ve torunlarımızı eğlendirecek o kadar olanak var ki.”
Sorun DVD ve yüzlerce kanal televizyon da değil. İşadamı ve eski Valencia arena müdürü Alejandro Saez’in Gallup Poll’a 1971 ile 2002 yılları arasındaki veriler göz önüne alınarak yaptırdığı araştırmada, son 30 yıl içerisinde, “herhengi bir düzeyde” güreşler ile ilgisi olduğunu söyleyenlerin oranı, % 55’ten, % 30’lara inmiş durumda. Hele 24 yaşın altındakiler için, bu ilgi % 17’ler civarında.
Tüm bu değişen zevkler karşısında, İspanyol devlet televizyonu da, yayın saatlerinde 1999 senesinden beri % 20’lik bir kesintiye gitmiş durumda. Önümüzdeki senelerde de, kademeli olarak bu kesintinin arttırılacağını beyan ediyorlar. İspanyol radyolarının en ünlü boğa güreşi sunucusu Paco Delgado, artık ülkenin en önemli iki özel televizyon kanalının, gösterileri yayınlamayı tamamiyle durdurduğunu belirtiyor.
Aslında, politik açıdan bakıldığında da işler pek parlak değil. Yine Katalunya, 14 yaşından küçüklerin boğa güreşlerini seyretmesini kesinlikle yasaklamış durumda. Biraz önce değindiğim Saez Raporu’nda, bölgedeki Katalan’ların neredeyse % 82’si, bu tür gösterileri “vahşi” buluyor. Buna karşılık, bazı arena yöneticileri, gençlerin, İspanya’nın adeta sembolü olmuş bu güreşleri, yakın geçmişlerindeki diktatör Franco’nun bağnazlığı ve tutuculuğu ile özdeşleştirdiklerinden yakınıyorlar.
Diğer taraftan, Katalunya haricindeki bölgelerde ise gösteri devam ediyor. Son 10 yılda, gösteri adedi, 700’lerden 1.200’lere yükselmiş durumda. Bunun en büyük sebebi, 1980’lerde kurulan ve devlet destekli 11 adet Boğa Güreşi Okulu’ndan mezun olan genç matadorların “staj” yapabilmelerini sağlamak.
Arenaların neredeyse tamamını yerel yönetimler kontrol ediyor. Yönetimler, arena kiralayacak oldukları zaman, isteklilerden bir takvim yılının tüm programını istiyorlar. Yine Saez Raporu’na göre, güreşlerin 70.000 İspanyol vatandaşına iş sağladığını da göz ardı etmemeliyiz. Aynı zamanda, ticari olarak, tüm ülkeye yayılan 1.200’ün üzerindeki boğa yetiştiricisinin de “tüketim” merkezleri. Önemli olan, burada arz ile talep arasındaki dengeyi bulabilmek, elbette.
İspanya’ya dağılmış bulunan 600’ün üzerindeki arena yöneticisi, gençleri tribünlerde görebilmek ve gelirlerini artırabilmek üzere, kolları sıvamış durumda. Konserler düzenliyor, arenaların üstünü kapatarak, kış aylarında da kullanıma açık tutmaya çalışıyor, hatta, boğaları öldürmek yerine onların boynuzları üzerinde taklalar atan akrobatları gösterilere çıkartıyorlar. Bazı küçük arenalar, adeta bir film yıldızı kadar ünlü olan yaşayan efsane matadorları kiralıyorlar. Yetersiz kaldıkları zamanlarda, pazarlama ve finans kuruluşlarının da kapısını çalmaktan çekinmiyorlar.
Madrid Las Ventas arenası yöneticilerinden 72 yaşındaki Joze Antonio Martinez Uranga, Real Madrid Futbol Klübü yönetim kurulu üyesi. Arenayı şimdilik bir emlak kuruluşu ile ortak olarak idare ediyor.
- “Değişim, lehimize olmasa da, zorunlu” diyor. “Hep geçmişe demir atmış şekilde yaşayamazsınız…” Aynı şekilde, Madrid’deki IESE İş Yönetimi Okulu ve MIT (Massachusetts Institute of Technology) eğitimcilerinden Brian Subirana da, konuyla ilgili olarak - “Hayat tarzındaki değişiklikler, aslında bir yarış gibidir, yaptığınız işte daha yaratıcı ve daha etkili olmalısınız.” diyor.
Boğa güreşi endüstrisi aslında, yakın geçmişe kadar, yaratıcılık, değişim ve verimlilik kelimelerinden habersizdi. Endüstri derken, neredeyse her gelir ve giderin nakit olarak ödendiğini, muhasebesinin bilgisayarsız yapıldığını da belirtelim.
Madrid Las Ventas’ın günümüzdeki yöneticilerinin avukatı Jose Maria Garcia-Lujan, - “Musluk akarken, kimse bir şeye dokunmak istemez” diyerek özetliyor eski durumu.
Gerçekten durum bu kadar dramatik mi? Evimizin kapısını çalan sütçülerin yerini, marketten aldığımız karton kutular almışken, boğa güreşlerini de böylesine bir son mu bekliyor? İspanya’daki 600 arenanın en ünlü 60 tanesi, yılda yaklaşık 6 ile 10 milyon arası seyirci çekiyor. Örneğin Madrid’deki San Isidro gibi festivaller, neredeyse bir uluslararası tenis turnuvasının yarattığı hareket kadar seyirci çekebiliyorlar. Politikacıların en sevdiği ortam, önemli kişileri de biletlerle ve farklı uygulamalarla tavlamak için de uygun. Bu tür organizasyonlarda, biletler, gösteri günü gelmeden satılıp bitiyor.
Aslında, gelecek gösteriler için yatırım yapmak bir yana, uzmanlara göre, yerel yönetimler ile yapılan kısa süreli kontratlar yüzünden karlılık dahi iyice azalmış durumda.
Üstü açılır-kapanır bir düzenek ile neredeyse tüm yıl boyunca sadece boğa güreşleri için değil, spor karşılaşmaları için de uygun hale getirilen Madrdi’deki Palacio de Vistalegre’nin yöneticisi, aynı zamanda Madrid’deki IE Yönetim Fakültesi’nde gösteri yönetimi öğretmenliği yapan Juan Ignacio Carbonell’e göre, maliyetler çok yüksek ve gelirler çok düşük. Carbonell, birçok arenanın zararda olduğunu vurguluyor.
Valencia gibi üst düzeydeki bir arena’da boğa güreşi düzenlemeya çalışmanın açılış bedeli 240.000 Euro civarında. Yaklaşık 200.000 Euro iki kalem için harcanıyor : İlki boğaların satın alınması. Boğa başına, yetiştiricisine göre 7.000 Euro ile 30.000 Euro arası ücret ödeniyor. Diğer büyük harcama ise matadorlara ve ekibine gidiyor.
Örneğin, El Juli gibi çok ünlü bir matador, 340.000 Euro ile kapıyı açıyor. Bu durumda, fiyatları 4 Euro’dan başlayıp 115 Euro’ya kadar çıkan yerlerin, en az %75’inin satılarak doldurulması gerekiyor. Garcia Lujan’a göre, Madrid arenası da, diğerleri gibi, San Isidro gibi festivaller süresince, önceden 24 adet gösteri paketini satarak tüm yılın zararını karşılamaya çalışıyor.
Bu tablo karşısında, Carbonell, bu törensel gösteriyi devam ettirmek üzere, Anoet’e göre şu anda yaklaşık 80 alt bölüme ayrılmış bulunan sektörün birleşmek zorunda kalacağını, bu birleşimin boğa yetiştiricilerinden arena yönetimine, matador eğitiminden ilgili her kısmı kontrol eden şirketlere kadar uzanacağını ve neticede piyasada 3-4 büyük ismin oluşacağını öngörüyor. Bu birleşime kadar, bu geleneksel gösteriyi 21. yüzyıl zevklerine uydurabilme çalışmaları sürüyor.
Fransa Nimes’de, yılların arena müdürü Simon Casas, gösteriye yeni bir artistik yön vermeye çalışıyor : Miquel Barcelo gibi ünlü çağdaş sanatçılara poster tasarımı siparişi veriyor, İspanya’daki boğa güreşlerini filme çeken ekiplerin başına danışman olarak film yönetmenlerini getiriyor.
Casas’a göre, 1980’den beri, Nimes Festivali’ndeki seyirci sayısı, üçe katlanarak 150.000’e çıkmış durumda. Bir gün, Picasso konulu bir gösteri yapacağını söylüyor.
Valencia arenasında, Saez, sektörün içinden gelenler ile güçleri birleştirerek, 2001 senesinde gençlerin dikkatini gösterilere çekebilmek için bilet fiyatlarının çaok aşağı çekilmesinden arena içinde bir kokteyl bar kurulmasına, tatili çağrıştıran sahilde güneşlenen boğa afişleri ile yapılmış mizahi kampanyalardan kapağında George Clooney’in oluğu boğa güreşi dergilerine kadar birçok yöntem deniyorlar.
Zaman zaman, Kolombiya asıllı şarkıcı Shakira’nın katıldığı veya Flamenco yıldızı Sara Baras’ın renklendirdiği gösteriler de ortaya çıkıyor. Saez, sözlerine, - “Amacım, küçücük bir alanda sıkışıp kalmış bir gelenek yerine, güreşleri günümüz insanının yaşamında belli bir yere oturtmak” diye devam ederken, diğer taraftanda Woody Allen ve Bill Murray ile yapılmış boğa güreşi konulu röportajların yer aldığı dergilerinin sayfalarını karıştırmaya devam ediyor. Dört senelik dönemde dil kez son 6 aydır kara geçtiğini belirterek, bir gün şansını Madrid’de deneyeceğini söylüyor. Aklında hep günümüz futbol yıldızlarının röportajları gibi ünlü matadorlar ile yapılan söyleşilerin hayali var…
Boğa Güreşlerini Koruma Derneği Başkanı Corrales bile, modernleşmenin gereğini vurguluyor.
- “Örneğin, neden gösteriler daha uygun bir zamanda yapılmasın? Pazar öğleden sonra ölüm, biraz haftasonu keyfini kaçıran bir söylem. Perşembe akşamları nasıl?”
- “Yazın, herkes uzaktaki yazlıklara, sahillere gidiyor” diyor Corrales. Eğer Barcerlona’nın 40 kilometre dışında, yazlığınızda iseniz, viskinizi yudumlarken, aklınıza gelecek en son şey şehirde boğaları görmeye gitmek olacaktır” diyerek sözlerini bitiriyor.
Bizlere de, bu Avrupa’nın en çekici ülkelerinden bir olan İspanya’da, ister Barcelona’da, Madrid’de, ister Endülüs’ün bağrında Toledo veya Valencia’da olalım, bir arenanın önünden geçtiğimizde veya beş dakika fotoğraf molası verdiğimizde, tüm yukarıdaki konulardan birkaç cümle ile bahsetmeye çalışmak, veya neden boğa güreşlerinin artık zor düzenlendiğini kısaca anlatmak kalıyor geriye.
Yararlanılan Kaynaklar :
Les Vieilles Villes d'Espagne: Notes et Souvenirs
Albert Robida
The Story of Spain: The Bold and Dramatic History of Europe’s Most Fascinating Country
Mark Williams: Santana Books
Death in the Afternoon: Jonathan Cape; Collected Edition
Ernest Hemingway: ISBN 0224035126
Aging Bull: Plazas Struggle
Dale Fuchs: International Herald Tribune, Weekend Business, 25 Mart 2006
| |
|
|